Türkiye’nin en çok dinlenen radyo programcılarından biri Ceyhun Yılmaz. İnsanların evlerine, arabalarına, en çok da yollarına, yolculuklarına konuk oluyor her akşam. Dahası iyi bir şair, oyuncu, televizyon programcısı… Sosyal medyayı en iyi kullananlardan biri… Kendi deyimleriyle sandırıcı, iknatör, şiirbaz… Yaptığı işi sevdiğini, mutlu olduğunu dile getiriyor her ortamda. Belki de tek pişmanlığı, yarıda bıraktığı Bilgi Üniversitesi’ndeki eğitimi… Ceyhun Yılmaz verdiği bu kararın yaşattığı duyguyu, yaşamı boyunca içini kemirecek bir acı olarak tanımlıyor. Öyle insanlar vardır ki, yaptığı işler tam onlara göredir. Bunun için yaratılmış bu adam/kadın diye düşünürsünüz nerede görseniz. Ceyhun Yılmaz da böyle biri. Yaptığı her işin kendine yakışması şöyle dursun, işini öylesine çok seven ve benimseyen bir hali var ki… Gözlerinden, halinden, tavrından, mimiklerinden anlıyorsunuz; Ceyhun Yılmaz, insanlık için yaratılmış. Bazen kederlendirmek -ki keder de keyif verici bir şey olabilir zaman zaman-, bazen düşündürmek, bazen vicdan genini dürtmek (mutluluk geni olduğuna göre, vicdan geni neden olmasın?) ve çokça da bu dünyanın pusunu temizlemek, keyiflendirmek için yaratılmış. Ceyhun Yılmaz’ın, kendisine biçilen bu misyonu layığıyla yerine getirdiğini ve bundan alabildiğine hoşnut olduğunu söylersek, herhalde yanılmış olmayız. Aynı zamanda tam bir İstanbul aşığı Ceyhun Yılmaz! Bu şehrin kaldırımlarına, denizine, dokusuna hayran… Bir görenin bir daha unutmadığı şehir İstanbul’un kollarında büyüdüğünü de hesaba katarsak hele… Belki de bu yüzden, insanların İstanbul’a en çok kızdığı saat olan, iş çıkış saatlerinde yapıyor radyo programını. İnsanlar İstanbul’u hep sevsin diye…




