15 Ocak 2013 Salı

NAZIM HİKMET MEMLEKET, MEMLEKET NAZIM HİKMET

Beylik laflar söylenir Nazım için… Kimileri sanki suçmuşçasına “komünist” der hala, kimileri ise yıllardır mezarının yerini tartışır; Türkiye’ye getirelim mi getirmeyelim mi diye. Bir devrim düşünü benimseyen ve zaman zaman tek kalsa da bu düşü sonuna kadar yüreğinde taşıyan ve yaşayan Nazım’ı anlamak ya da bunun için çabalamak bu kadar mı zordur? Memleketini bunca severken, ona toprağı yasaktı; yolundan yürümeye gönüllü onca genç varken, şiirleri yasaktı ve en sonunda da başına bir çınar ağacı yasak. Bırakın çınar ağacını, memleketinde ölmek bile yasak. Yasaklar ülkesinden bir Nazım öyküsü bu…

30 Ekim 2012 Salı

“BİZ YURDUN ÖZ SAHİBİ, EFENDİSİ, KÖYLÜYÜZ"*


Şebnem Atılgan’ın kaleme aldığı “Nahide - Yarım Kalan Mucize”  isimli kitap, Nahide Kahraman’ın “Köy Enstitüleri bizim talih kuşumuzdu… Bizler de özgür birer güvercin…” cümleleriyle başlıyor. Bu cümlenin geçtiği kitabın başkahramanı Nahide Kahraman’dan başkası değil. Çok özel bir ‘kahramanlık’ bu… Tekil gibi görünen ama içinde yüzlerce başka kahramanı da barındıran bir kahramanlık! İşte o kahramanlar ki, hepsi Köy Enstitüleri’nin önce fedakar öğrencileri, sonra fedakar öğretmenleri oldular. Erzurum Pulur Köy Enstitüsü’nde eğitim gören Köy Öğretmeni Nahide Kahraman, hakkında yazılan “Yarım Kalan Mucize” adlı kitapta, Köy Enstitüleri’ni yeni kuşaklara anlatıyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıktığı 1919 yılında başlayan Kurtuluş Savaşı, İzmir’in düşman işgalinden kurtulmasıysa sonlanıyor. İşte o tarihten itibaren, Türkiye’nin ileri medeniyetler seviyesine ulaşması için birçok devrimi yaşama geçiyor. Atatürk, Türk ulusunun ve genç Cumhuriyetin ancak “eğitim” ile yüceleceğine inanıyor. Bu inanç doğrultusunda pek çok çalışma yapılıyor. Köy Enstitüleri de bu inancın bir parçası, hatta en büyük parçası…

20 Ekim 2012 Cumartesi

Köy Enstitüleri için yapılan görev filmi TOPRAĞIN ÇOCUKLARI


Köy enstitülü bir dedenin torunu yönetmen, köy enstitülü bir babanın oğlu yapımcı, eğitim gönüllüsü bir başrol oyuncusu… Toprağın Çocukları isimli bir film, köy enstitülerinden miras bir dayanışma ve imeceyle çekilen, son dönemin başarılı filmlerinden biri. Ali Adnan Özgür’ün yönetmenliğinde çekilen filme en büyük desteği koyanlardan biri de Erkan Can. Bu iki ismin yanına, başrol oyuncularından Bahtiyar Engin’i de katarak, köy enstitülerinin Türkiye’de bıraktığı izleri ve bu izleri anlatan filmlerini konuştuk.

12 Ekim 2012 Cuma

YARIM KALAN BİR MUCİZE; KÖY ENSTİTÜLERİ

1930’lu yıllar, dünyadaki ekonomik bunalımın hızla tırmandığı, Dünyanın 1’inci Paylaşım Savaşı’nın yaralarını sarmaya çabaladığı, bunu başaramadan da dünya savaşlarının ikincisine doğru hızla yol aldığı, sancılı bir dönemdi. Savaş sonrası istikrarsızlık sorunları tüm dünyada egemendi ve 1929 Bunalımı, dünyadaki piyasa ekonomisini çökertmişti. Bundan olumsuz anlamda en çok etkilenen ise genç Türkiye Cumhuriyeti olmuştu. 

29 Eylül 2012 Cumartesi

ATANAMAYAN ÖĞRETMENLERİN EKRANLARDAKİ MÜCADELECİ YÜZÜ: ALİ ERSAN DURU

Hayat Devam Ediyor adlı dizide canlandırdığı Berat Altındağ karakteri ile her platformda seslerini duyurmaya çabalayan atanamayan öğretmenlerin sorunlarını beyaz cama taşıyan Ali Ersan Duru; oynadığı karakter sayesinde, öğretmenlerin mücadelesiyle empati kurduğunu söylüyor. Kendi ailesinde de öğretmenler olduğunu belirten genç oyuncu, oynadığı dizinin topluma mesaj verme derdi olduğunu, dizideki önemli toplumsal sorunlardan birinin de kendisi aracılığıyla anlatıldığını belirtiyor. 

1984 Ankara doğumlu olan Ali Ersan Duru, oyuncu olmak için ilk adımını 18 yaşındayken atar. Ailesinin, birçok tipik Ankaralı aile gibi kamu kurumlarında çalıştığı Duru, ailesinin bankacı olması beklentisiyle üniversiteye kaydolur. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Maliye Bölümü’nü bitirdiğinde, kendisine yapılan “Ankara’ya dön” çağrılarının aksine, kafasına koyduğu oyunculuk eğitimini almak için İstanbul’un yolunu tutar. Oyunculuk fikri aklına düşmüştür bir kere, kolay kolay da çıkacağa benzemiyordur. “Bu işi yapacaksam, önce eğitimini almalıyım” fikrini benimseyen Duru, İstanbul’a gelerek önce amatör tiyatro yapan çeşitli gruplarla birlikte çalışır, ardından da Stüdyo Oyuncuları’na katılır ve 3 yıl boyunca Şahika Tekand’dan oyunculuk dersleri alır. Bu sırada ailesini de bu fikre ikna etmiştir ve desteklerini almayı başarır. Oyunculuk dışında hiçbir şeyin kendisini mutlu etmeyeceğini ifade eden Ali Ersan Duru’nun yolu, bir arkadaşı sayesinde Mahzun Kırmızıgül ile kesişir ve tanınırlığını arttıran Hayat Devam Ediyor adlı televizyon dizisine başlar. Burada canlandırdığı Berat Altındağ karakteri, idealist bir öğretmen adayıdır. Eğitimini aldığı öğretmenlik mesleğini, atanamadığından dolayı yapamayan Berat, arkadaşlarıyla birlikte atanmaları için çeşitli yollarla mücadele etmektedir. Ali Ersan Duru da canlandırdığı karakter kadar idealist bir yapıya sahip. Oyunculuk mesleğinin, hiç bitmeyen bir öğrenme süreci olduğunu idrak eden Duru, bugünlere gelene kadar farklı sektörlerde birçok işte çalışmış. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu mesleği yaptığını ifade eden Duru, kendini geliştirmek için sürekli çalıştığının da altını çiziyor. 


14 Eylül 2012 Cuma

İYİ İNSANLARIN GÜZEL ATLARI


24 Ocak 2007 tarihinde yazılmıştır
  
Hani diyor ya usta; “o iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler” diye. Gittiler mi sahiden? Dönmeyecekler mi? Onlar giderken bizler, cenazeden cenazeye mi koşacağız böyle? Daha Hrant Dink’in toprağı kurumadan, İsmail Cem’in ölüm haberi düştü sayfalara. Üstelik 14 yıldır acısını bir nebze bile hafifletemediğimiz Uğur Mumcu’yu anarken. Biz sürekli düşünen aydınlarımızı anarak ve onların cenazelerini kaldırarak mı olgunlaşacak bir toplumuz? Yoksa giderek telafisi mümkün olmayan bir çıkmaza doğru mu sürükleniyoruz? Yaşar Kemal haklı çıkıp da, iyi insanlar teker teker giderken; seyretmek mi düşüyor bizlere? Bana sorarsanız, olanlardan bizler de sorumluyuz. Tetikleri çektirenler ya da çekenler kadar, koruyamayanlar da sorumlu. Korumak da sadece kolluk kuvvetlerinin işi değil zaten. Silkinme vakidir dostlar. Ayağa kalkıp haykırma vaktidir. Miletlerin değil, onları yöneten devletlerin çıkar çatışması olduğunu tüm yaşadıklarımızın, söyleme vaktidir.


25 Ağustos 2012 Cumartesi

RADYONUZDAN KULAKLARINIZA DAVETLİ MİSAFİR: CEYHUN YILMAZ


Türkiye’nin en çok dinlenen radyo programcılarından biri Ceyhun Yılmaz. İnsanların evlerine, arabalarına, en çok da yollarına, yolculuklarına konuk oluyor her akşam. Dahası iyi bir şair, oyuncu, televizyon programcısı… Sosyal medyayı en iyi kullananlardan biri… Kendi deyimleriyle sandırıcı, iknatör, şiirbaz… Yaptığı işi sevdiğini, mutlu olduğunu dile getiriyor her ortamda. Belki de tek pişmanlığı, yarıda bıraktığı Bilgi Üniversitesi’ndeki eğitimi… Ceyhun Yılmaz verdiği bu kararın yaşattığı duyguyu, yaşamı boyunca içini kemirecek bir acı olarak tanımlıyor. 

Öyle insanlar vardır ki, yaptığı işler tam onlara göredir. Bunun için yaratılmış bu adam/kadın diye düşünürsünüz nerede görseniz. Ceyhun Yılmaz da böyle biri. Yaptığı her işin kendine yakışması şöyle dursun, işini öylesine çok seven ve benimseyen bir hali var ki… Gözlerinden, halinden, tavrından, mimiklerinden anlıyorsunuz; Ceyhun Yılmaz, insanlık için yaratılmış. Bazen kederlendirmek -ki keder de keyif verici bir şey olabilir zaman zaman-, bazen düşündürmek, bazen vicdan genini dürtmek (mutluluk geni olduğuna göre, vicdan geni neden olmasın?) ve çokça da bu dünyanın pusunu temizlemek, keyiflendirmek için yaratılmış. Ceyhun Yılmaz’ın, kendisine biçilen bu misyonu layığıyla yerine getirdiğini ve bundan alabildiğine hoşnut olduğunu söylersek, herhalde yanılmış olmayız. Aynı zamanda tam bir İstanbul aşığı Ceyhun Yılmaz! Bu şehrin kaldırımlarına, denizine, dokusuna hayran… Bir görenin bir daha unutmadığı şehir İstanbul’un kollarında büyüdüğünü de hesaba katarsak hele… Belki de bu yüzden, insanların İstanbul’a en çok kızdığı saat olan, iş çıkış saatlerinde yapıyor radyo programını. İnsanlar İstanbul’u hep sevsin diye…